Exploded Flowers by Fong Qi Wei
Most women appreciate receiving flowers, especially moms if given by their partners or children. For Mother’s Day, we’re sharing these dainty photos of disassembled buds and blossoms by self-taught photographer, Fong Qi Wei. We hope these flowers bring delight to all the lovely ladies and marvelous mothers!
Avenger Time! with Cap, Thor, Hulk & Iron Man
Moss Table generates electricity through Photosynthesis.
Here electricity is generated from the electrons captured by conductive fibers inside the moss table. The technology turns energy that would otherwise be wasted in the photosynthesis process into power that can be put to practical use. (by Biophotovoltaics)
Baby Skunks! via:cutestuff
Bir kaç gün önce ki sıcak havadan eser yoktu. Adeta içim titreşime alınmıştı. Halbuki kat kat lahana gibi giyinmiştimdi. Eldiven ve atkımıda almamıştım yanıma. Herşey aksi gibi üst üste gelir ya, şansa bak annem montumu dün yıkamıştı. Benim olmayan kardeşimede sevgilisinden doğru gelen dolapta bekleme yapan sanırım haki renk olması lazım montu giyiverdim. Namussuz sıcak tutar sanmıştım ama yanılmıştım. Eldivenlerim olmadığı için şemsiyemi tutan ellerim buza kesti kesicek gibiydi. Diğer elimi cep telefonum ve cüzdanımın olduğu cebime sokup ısıtmaya çalışıyordum. Hani deli soğukta donmak üzre olan kulağa bir fiske yapıştırırsın, çocukken evde top oynarken kırdığın vazolar misali dağılırmış gibi gelir ya insana aynı duyguyu verir ya evet aynen o kıvamdaydı kulaklar. Bir yandanda şu saatte bu kadar soğuk ise iş çıkış saatinde güneş batayazarken nekadar soğuk olur acaba diye içselleştiriyordum sorunsalı. Okulun sikik yollarından yürüyüp, para versen o soğukta gidilmicek yerde bulunan kütüphaneye attım kendimi. İlk defa gittiğim için yeryurt bilmeyen bir saçmalık kapladı içerlerimi. Dünkü çok gezmelerden kaynaklanan ağrılar mevcut idi bacaklarımda. Daha eskiden ki kırıklar vardı saçlarımda. Görece yeni yaralanmalı vakalarda vardı kalbi. Herşeyi bir kenara bırakıp girdim içeri. Pek tabi görevli kişi olması gereken yerde değil idi. Ortamda görevine en sağdık kişi otomatik kapı idi. Kesinlikle ne gidene ne gelene özensiz bir davranışı olmuyordu. Bunun yanında çalışma saatlerini düşünürseniz o sergilediği performansı harika olarak bile nitelendirilebilir. Çıktım bir üst kata giriş katı pek nezih değildi keza.
Üst kata çıkınca ilk işim etrafa bakınmak oldu tabiki. Etrafım çelişkiler ile dolu idi. Bir yanım boş raflar bir yanım dolu raflardan oluşuyordu. Tam karşımda şaka yaptım la der gibi bakan kütüphaneler haftası afişi vardı. Herşeye kabul lan demiştim bir kere. Bir daha üst kata çıktım. Daha tenha olduğu muhakkaktı. Giriş bölümüne yakın bir masaya oturdum. Yeni başladığım çizgi romanımı bitirmeye niyetli idim. Öylede oldu, niyet ettim okunacak kitalar rafında beklemekte olan kırk sekiz adet kitabı okumak için çizgi romanımı okumaya. Okudum. Bitirdim. Çantamda okunmayı bekleyen diğer enteresan kitabı okumaya başladım. Tamda ilk partını bitirdiğimde fonda bir ses his eyledim. Yukarılardan bir yerlerden bir uğultu gelmekte idi. Kafamı kaldırmamla suratıma çarpan soğuk hava dalgasını geçiyordu adeta. Derin sızılara gark olmuştu boyundan aşağılarım. Uyy ocağın batmasın havalandırma sistemi dedim ve o hersimle kaktım giyindim direk hiç saate bakmadım.
İndim merdivenden tam karşımda görevli otomatik kapı vardı. Yaklaşınca otomatikman açılıverdi. Teşekkür ettim çıktım. Çıkar çıkmaz hani bakkaldan gelen fıratı hemen içeri alır kapıyı kapatır ya dövmek için annesi aynı hassasiyetle arkamdan örttü kağıyı. Bence otomatik kapılar dişidir. Açtım şemsiyemi biraz yürüdüm baktım yağmur yağmıyor gibili kapadım geri. Bu seferde amaçsızca yanımda taşınan kol kadar şemsiyenin ağırlığının verdiği sıkıntı var idi. Bayaca yolum varıdı metroya kadar. Sağlamda üşüdüm hani. Kulaklar yine un kurabiyesi kıvamında idi.
Merto eklerken gereğinden fazla bir hüzün çöreklendi içerilerime. Metroya bindim hala üşüyordum bir süre sonra kulaklardan doğru çözülmeye başladım. Bakırköyde inmeyecektim ama bakırköy durağında indim. Biraz nostalgia yapmaktan zara gelmezdi zaar diye düşündüm. İncirli sokakları az el ele görmedi bizi. Yaz aylarıydı genelde eller terleyene kada sıkı sıkıya tutulurdu terleyince başka şeyler yapılırdı. Belkide ondandır artık yazları sevmeyişim who knows… metrodan inip yürüyen merdivene doğrultulandım bindim yürüyen merdivenlere saygım sonsuzdur. Onca kişiyi akşam sabah demeyip sırtında taşımak kolay değil. Yürüyen merdivenlerde, saygımdan ötürü sağa çeker beklerim. Yine öyle yaptım. Şemsiyemi bir üst basamağa koyup tutamacında ellerimi birleştirdim. Tam bir ingiliz dedesi gibiydim. O sırada geldi sol yanıma park eyledi siyah saçları ve file çorapları altına babetleri ile. Birlikte çıktık onca yolu. Sonrasında evvelsi günlerden kalma bacak ağrılarımdan mütevellit bir hızlanamama sorun uyaşadığımı farkettim siyah saçları ve file çorap altına babetleri ile yanımda benimle aynı hızda seyrediyordu çıkışa doğru. Kadına kısa saç çok yakışıyor. Kısa saçlı erkek olur demeyin erkek yürüyen merdivendir. Bir sonraki yürüyen merdivene doğru ilerledik. O tam gaz ilerliyordu, ben de yarı hızında anca vardım. Yanaştık birlikte yürüyen merdiven basamağına . yine yeni yeniden… inişte yollarımız ayrıldı. O sağlı gitti ben her zamanki gibi lunaparklı gitim kim bilirdi ki ileride incirli caddesinde yollarımızın kesişeceğini bir süre daha beraber yürüdük, sonrasında o ışıklardan sağa döndü ve ben düz devam ettim . o meydana doğru aktı kuvvetle muhtemelen bende eve aktım.
Durağa kadar yürüdüm, şansa bak. Hayret ettim otobüsün tak diye gelmesine bu kadar güzel bir günde böyle şans otobüs tam kadroydu iş çıkışı kadınları hepsi hazır kıta sağ açıkta bir iş çıkışı kadınının tersi boştu. Oturdum. Ama o kadar enteresan bir koltuk ki ne bir koltuk ne iki koltuk adeta bir buçuk koltuk. Bu vesile ile yerli otobüs üretimi işinde olan mühendisler, merhaba. Kütüphanede kaldığım yerden kitabıma devam ettim. Ama kısa sürdü duraklar geçtikçe etrafımı oturmaya niyetlenip yarım buçuk koltuğa oturma cesareti olmayan iş çıkışı kadınları ile doldu. Bu mahalle baskısına daha fazla dayanamadım. İş çıkışı kadınları ile tartışmaya girmek, bir otobüs yolcusunun uyması gereken en altın kuraldır. Direk kitabımı ayraçlayıp, çantaladım ardından. Fırladım ayağa, arkamda fok balığına saldıran büyük beyaz iş çıkışı kadınlarına bakmaya tenezzül bile etmedim. Ortakapının oralarda falandım ama ne arkaya ilerlemeli ne ortada pineklemeli yerdeydim, arka kısmın önünde orta kapının ardındakilerin inme yolundaydım. Durakta durunca, mega patlamanın yaşandığı duraktı bu, içeri iş çıkışı kadınları öncelikli olarak ve iş çıkışı adamları bineklediler. İş çıkışı adamlarında beklenmedik derecede iş çıkışı kadınlarına ve iş çıkışı kadını adaylarına nezaket bulunmaktadır. Tamda yanıbaşıma arkadaki boşluğu gören iş çıkışı adamlarından birisi gelmişti sürekli arkaya bakmaları başladı pek tabiki. Eğer azıcık olsun insan psikolojisi hakkında birşeyler okuduysanız bu davranışı sizde anlamlandıramayacaksınız. Bir insan neden sürekli otobüsün arka tarafına bakar ki arka sıralar boş olsa insanlar zaten ilerlemez mi be hacı dayı? Neden gerginlik yaratma peşindesiniz. Yalandan birkaç adım attım ki içi rahatlsın da sürekl i dönüp dönüp arkalara bakmasın. Neyseki içine su serpildi sincabın dönüp bakmaları azalarak bitti. sincabi emsiiz seni. Camdan dışarıyı seyreylemeye başladım o anda farkettimki ben bir uncorn idim üç sene kadar uzattığım saçlarımı geçenlerde kestirmiştim çok kısa değildi ama uzunda değildi gerçi kendileri biraz uzadılar kestirdiğimden buyana ama hala uzun saç olarak nitelenedirilemezler saçımın önü kendi kendine dikleşmiş, sabah yediğim yağmurdan olacak gerek adeta dimdik adeta tek boynuzdum bir tek gök kuşağım eksikti anlayacağınız bu beni derinden güleyazdırmıştı. Amaan adam sende dedim aynalara güldüm, eve doğru iyice yaklaşmıştım artık ineceğim duraktan önce kapıya yaklaştım. Herkes indikten sonra şoför beyler benimde ineceğimi varsayıp benimde ineceğimi var sayıp biraz daha beklediler durakta kapılar açık tabi bu otobüs şoförlerinin varsayılan ayarlarında var olan birşey olduğunu düşünüyorum. Özellikle bizim oranın şöförlerinde. Bu arada şöför değil şoför evet sonrası malum işte dana gibi frenleyip bütün otobüsü önce sola sonra sağa ötekileştirdi. İndim ve sonunda evdeyim.
Japan, sakura frame ❀ Ninna-ji Temple in spring 2011 (by Marie Eve K.A.❦ (slowly..))
New drawing for SooJin Buzelli at Plansponsor magazine. The article this accompanies is about how stable investments are performing better than their peers. So, obviously. Let’s invent some narratives together. Let’s draw all the stuff.
She’s all about swords. How did you know?
lordy
Cheetah Tree By:HALEX
Dettifoss - Ísland (by maxhomand)
siken ürünlerini denediniz mi?